Sosyal medya ve iletişim
Yazı Büyüklüğü A(-) A(+) | Paylaş

Makaleler

Nefis Muhasebesi

01.11.2014

Nefis muhasebesi, insanın kendisini, yaratılış amacı ve sorumlulukları açısından hesaba çekmesidir.

Kişinin kendi iman ve amelinin kontrolünü yapması, durumunu değerlendirmesidir. Efendimiz (s.a.v) konumuzla ilgili şöyle buyurmuştur:

“Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi de, nefsini duygularına tâbi kılan ve Allah’tan dileklerde bulunup duran (bunu yeterli gören) dır.” (Tirmizî)

Elbette insan ahiretine yatırım yapıp yapmadığını, sermayesinin ne durumda olduğunu, kâra geçip geçmediğini ara ara kontrol etmezse neticede akıllıların karşılaşacağı sonucu elde edemeyecektir. İşte bu belli periyotlarla yapılan kontrole, nefis muhasebesi diyoruz. Aslında bu tabirin orijinal hali, Hz. Ömer'in mübarek lisanında yer bulmuştur: Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. Büyük duruşma için hazırlık yapın. Âhiretteki hesap, ancak dünyada nefsini hesaba çekmiş olanlar için hafif ve kolay olacaktır.”

Rabbimiz'in, “Herkes yarın için önceden neler gönderdiğine dikkat etsin.” (Haşr,18) buyruğu, “ölüm sonrası için denetimli çalışan”ların ne kadar isâbetli ve akıllı işler yaptıklarını belgelemektedir. Başka bir açıdan bakınca da aynı ayet, nefis muhasebesi yapmayı açıkça emretmektedir. Peki bu muhasebenin keyfiyetini biraz daha müşahhas hale getirecek olursak, günlük bir nefis muhasebesi örneğinde kalem kalem neleri masaya yatırabiliriz?

  • Acaba ben, konuştuğum zaman faydalı ve hayırlı sözler söylüyor muyum? Çünkü Resûlullah (s.a.v), "Allah'a ve âhiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun." buyurmuştur.

  • Acaba ben din kardeşlerimi, onların hoşuna gitmeyecek şekilde anıyor, gıybetlerini yapıyor muyum? Yahut kendim yapmasam bile birilerini çekiştirenleri dinliyor muyum?

  • Acaba ben insanların arasını bozmak için söz taşıyor yani koğuculuk yapıyor muyum?

  • Acaba ben yalan söylüyor muyum? Halbuki benim Peygamberim yalancılığın müslümana yakışmayacağını, bunun münafıkların huyu olduğunu, görmediği bir rüyayı gördüm diye anlatmanın bile yalancılık sayıldığını, yalancının önünde sonunda cehenneme gireceğini haber veriyor.

  • Ne yazık ki bugün dünyanın her yerinde müslümanlar horlanıyor. Dinlerini yaşamalarına izin verilmiyor. Kardeşlerim egemen zorbalar tarafından bir terörist gibi muamele görürken ben ne yapıyorum? Onların derdi benim gönlümü ne ölçüde yakıyor? Onların acısını kalbimin derinliklerinde ne kadar hissediyorum?

Evet, hepimiz muhasebe yapmalıyız, çünkü ötede zaten hesaba çekileceğiz. Muhasebe yaptıktan sonra da gereğini yerine getirmeli, kendimizde tesbit ettiğimiz noksanlıkları ikmal yoluna gitmeliyiz. Ne demeye çalıştığımızı, Efendimiz (s.a.v)'in Ebu Zer (r.a)'ın şahsında tüm ümmetine yaptığı şu ibret dolu ikaz ne kadar da güzel anlatmaktadır:

"Gemini bir kere daha elden geçirerek yenile, çünkü deniz çok derin. Azığını tastamam al, şüphesiz yolculuk pek uzun. Sırtındaki yükünü hafif tut, çünkü tırmanacağın yokuş sarp mı sarp. Amelinde ihlaslı ol, zira her şeyi görüp gözeten ve hakkıyla değerlendiren Rabb'in senin yapıp ettiklerinden de haberdârdır."

Yalnız günahla fazlaca yüzgöz olduğumuzda muhasebeye ihtiyaç duyacağımız fikri yanlıştır. Asıl gafil insanların muhasebeye muhtaç oldukları düşüncesi batıldır. Çünkü nefis muhasebesinin miktar ve çetinliği, muhasebe yapanın günahlarına değil, sevap ve manevî derecesine oranla yükselir. Hz. Peygamber (s.a.v)'in insanlardan dost tutacak olsa kendisini seçeceği, dünyada mağara, ahirette kevser arkadaşı Hz. Ebu Bekir (r.a) muhasebe kahramanlarının en önde gelenlerindendir. O kadar ki, insan olma mesuliyetini müdrik bu büyük muhasebe insanı, bir gün ağaç üzerinde bir kuş görmüş, ona şöyle seslenmiştir: "Ne mutlu sana ey kuş! Doğrusu senin yerinde olmayı çok isterdim. Ağaca konar, meyvesinden yer, sonra uçarsın; ne hesaba çekilmen söz konusu, ne de cezaya çarptırılman..!"

Öyle ise mevcudatın en faziletlisi ve cihanın kıymetlisi, irade ve ihtiyar sahibi insanın ebedi hayatını düşünüp ona göre hazırlanması, sahip olduğu aklının, saniyen de imanının gereğidir. İmam-ı Rabbani'nin ifadesiyle söylersek, “Ölmek felaket değildir. Öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek, tedbirini almamak felakettir.”